Eski Medeniyetler'de Teknoloji

HasanTürk

Moderatör
Mesajlar
2,220
Tepkime puanı
5,985
Yaş
42
Konum
Adana
Antikythera Mekanizması

antikythera-mekanizmasi-1.webp

Antikythera Mekanizması, analog bilgisayarın en eski örneğidir. 2000 yıldan daha eski olan bu icat, birkaç yıl sonraki çeşitli olayların tarihlerini belirlemek için kullanıldı.

Astrolojik hareketlerin yanı sıra Olimpiyat oyunları gibi yerel olayların kaydını tutmaya yardımcı olmak için 30’dan fazla dişli çark kullandı. Bu tür bir mühendislik harikasına hiçbir şey en az bir 100 yıl kadar daha rakip olmadı.
 
Likurgus Kupası

Tarih: Milattan Önce 200

Ülke: Roma İmparatorluğu
lycurgus-kupasi-1.webp

Bu icat 1950’lerde keşfedildiğinde bilim insanlarını şaşkına çevirdi. Likurgus Kupası, nanoteknolojinin dünyadaki ilk örneği olan eski bir Roma kadehidir.

Kadeh, ışığın yönüne bağlı olarak yeşim renginden kan kırmızısına kadar renk değiştiriyor. Kadeh, bir kum tanesinin binde birinden daha küçük öğütülmüş altın parçacıkları içeriyor. Akıllara durgunluk veren bir hassasiyetle yapılan Likurgus Kupası, bilim insanlarını hala şaşırtmaya devam ediyor.
 

Viking Pusulası​

images (48).webp
Yüzyıllar önce derin okyanuslarda yol almak oldukça zorlu bir işti ve unutmayın; GPS gibi bir teknoloji yoktu. Mesela Avrupa'dan yola çıkıp Amerika'ya gitmek istediğinizde, yol üzerinde Madagaskar'a çarpmanız oldukça mümkündü. Bilirsiniz, okyanusta her yer aynıymış gibi görünür insana. Günümüz bilim insanları, Vikingler'in hiçbir sorun yaşamadan Norveç'ten Grönland'e rahatça gidip gelmesinin arkasındaki sırrı aramaya koyuldu. 1948 yılında, 11. yüzyıldan kalma bir manastırda, Vikingler'e ait ve oldukça gelişmiş bir pusula bulundu.
images (49).webp
Manyetik pusulalar icat edilmeden önce, denizciler yönlerini güneş saati sayesinde buluyorlardı. Bu nedenle geceleri ve bulutlu havalarda deniz seyehati yapmak oldukça zordu. Böyle durumlarda tek yapabilecekleri Odin'e bir şeyler adamak oluyordu heralde. Fakat Uunartoq olarak da bilinen Viking pusulası, her türlü koşul altında yön gösterebiliyordu. Bu pusula oldukça karmaşık bir yapıya sahip, hatta orta çağda bu pusulanın 'sihirli' olduğu iddia edilirmiş çünkü güneş olmadan da yön gösterebilirmiş. Günümüz araştırmalarının ortaya koyduğuna göre bu pusulanın içine ustalıkla yerleştirilmiş bir kristal bulunmakta. Bu kristal sayesinde, pusula loş ışıkta dahi yön gösterebiliyor.
images (50).webp
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Babil Pili
images (14).webp

Bu yazımda 2000 yıl öncesine ait bağdat pili hakkında olacak. Elektrik üretme kapasitesine sahip olduğu görülen Bağdat Pili isimli düzenek, 2000 yıl öncesine ait, kilden yapılmış 13 santimetre uzunluğundaki bir çömlek idi. Çömleğin içinde, demir bir çubuk etrafına sarılmış olan bakır silindir bulunuyor, içerideki düzenek ziftle kaplanarak mühürlenmişti. Bu düzenek, içine konulan sıvının özelliğine göre elektrik üretebiliyor. Dünyanın en gizemli antik nesneleri arasında sayılan ve sıkça adından söz ettiren pil, 1930’lu yıllarda Alman arkeolog Wilhelm Koenig tarafından, Bağdat yakınlarındaki bir bölgede keşfedildi.

Koenig, düzeneğin beraberinde bulduğu parçalara göz attığında, bir arada kullanılabilen bir sistem meydana geldiğini düşündü ve kıymetli objeleri elektroliz yoluyla kaplamak amacıyla üretilmiş olduğunu ileri sürdü. Bu antik düzenek, izleyen seneler içerisinde yabancı araştırmacıların da ilgisini çekmeye başladı. Yapılan analizler, içine sirke ya da şarap gibi asidik özellikli sıvılar konulduğunu, bu nedenle oluşmuş bazı aşınma izleri olduğunu gösterdi. 70’li yıllarda Alman araştırmacılardan oluşan bir grup, düzeneğin bir kopyasını yaparak Koenig’in iddiaları test ettiler ve ince bir gümüş tabakasını elektrolizle kaplamayı başardılar
 
1200X826-97b1b40b95f21378fd768b084098bfa8.webp
Kristal kafatasında kullanılan teknolojinin sırrı çözülemedi... İngiliz Anna Mitchell Hedges, 1 Ocak 1924'de Mayaların kayıp şehri Lubaantun'da piramit tapınağının mihrabının altında kristal bir kafatası buldu. Gerçek insan kafatası boyutlarında olan bu kafatası tamamen şeffaf kuartz kristalinden yapılmıştı. Kristaller karbon içermediği için bu kristal kafatası, dünyaca ünlü Hewlett Packard firmasının bilim adamları tarafından çok çeşitli testlere tabi tutuldu. Sonuçlar bilim adamlarını hayrete düşürdü. Kristal kafatasının ancak ileri bir teknoloji kullanılarak yapılabileceğini ortaya koyan testlerin sonuçları şöyleydi; 1- Bilimadamlarından oluşan ekip, kristal kafatasının günümüzde iletişim sektöründe kullanılan ve bellek kapasitesi diğer materyallerden daha yüksek olan "piezo-elektrik silikon dioksit" isimli bir tür kuartz kristalinden yapıldığını ortaya çıkardı. Günümüzde kullanılan mikroişlemciler de bu maddeden üretilmektedir. Ancak daha da çarpıcı olan, bu kristal türünün henüz 19. yüzyılda keşfedilmiş olmasıdır. 2- Piezo-elektrik silikon dioksit türündeki bu kristal, hem negatif (-) hem pozitif (+) kutuplaşma özelliğine sahiptir. Bu özelliği dolayısıyla kristal kafatası akü ve pillerde olduğu gibi, kendi elektriğini üretebilir. 3- Bilimadamları kutuplaşmış bir seriyi test için kullanarak iki ayrı parçadan oluşan kafatasının alt çenesiyle, üst kafatası kemikleriyle aynı kristal bloğundan yapıldığını tespit ettiler. Kuartz kristalinin elmastan daha yumuşak ve çok daha fazla kırılgan bir madde olması nedeniyle, kafatasının tek bir parça kristalden yontularak elde edilmiş olmasının neredeyse imkansız olması bilimadamlarını hayrete düşürdü. 4- Mikroskop altında inceleme yapan bilimadamları, kafatasının üzerinde modern otomatik aletlerin ya da mekanik aletlerin kullanıldığına dair hiç bir iz bulamadılar. Bilimadamları tek bir parça kristalden alt çene gibi son derece hassas ve nadir bir parçanın modern elmas uçlu aletler kullanılarak dahi kırılmadan oyulmasının imkansız olduğu sonucuna vardı. 5- Bilimadamları kristal kafatasının hiç alet kullanılmadan, elmas parçasıyla aşındırılarak oyulabileceğini, ancak bunun da birkaç insan nesli boyunca 300 yıl gibi bir süre devam etmesi gerektiğini hesapladılar. 6- Günümüzde kristaller eksenleri etrafından yontulurlar. Çünkü kristallerde moleküler bir simetri vardır. Kristali kırmamak için, doğal yapısına göre yani bu moleküler simetriye uygun olarak kesilmesi gerekir. Laser ya da yüksek teknoloji kesme yöntemleri kullanılsa dahi kristaller doğal eksenlerine göre kesilmedikleri takdirde parçalanırlar. Ama bu kristal kafatası, ekseninden tamamen bağımsız şekilde kesilmesine rağmen, fizik kurallarına aykırı olarak, hiç bir kırılma ya da çatlama olmadan yontulmuştur. 7- Kafatasının optik özellikleri de bilimadamlarını şaşkınlığa sürükledi. Kafatasına alttan verilen ışık normal şartlarda heryana yayılması gerekirken, bu kristal içinde bir kanal oluşturarak tam göz yuvalarının olduğu yere odaklanarak dışarı yansıyordu. 8- Kafatasının bir başka şaşırtıcı optik özelliği de, alt-arka kısmına yerleştirilmiş olan prizmadır. Göz çukurlarına çarpan tüm ışık ışınları bu prizmadan yansır. Bu nedenle göz çukurlarının içine doğru bakıldığında, tüm oda kristal kafatasının gözlerinin içinde görülebilir.
 
Antik Kolombiya Uçakları
İnsanlığın ilk çağlardan beri en büyük hayali olarak bilinir uçmak. Ancak uçmak için gerekli teknolojinin nasıl olacağını hiç bir medeniyet ön görememiştir. Da Vinci’nin yaşadığı dönemde yaptığı bir çok modelin, mevcut uçuş teknolojisinin önünü açtığı bilinse de; Da Vinci’nin ilkel modellerinin hiçbiri günümüz uçak teknolojisiyle benzerlikler taşımamaktadır. Ancak milattan önce 1000 yıllarında Kolombiya’da yaşamış bir medeniyet, altından modern uçak modelleri yapmıştır! Bilinen hiç bir tür kuş, böcek ya da uçan canlı ile bağdaştırılamayan bu modeller, tüm detaylarıyla birer uçak figürüdür. Bu kadar eski bir çağda uçmak mümkün değil mi? Kolombiya’dan kalkan bir uçak muhtemelen kısa sürede Peru’ya ulaşabilir. Neden mi Peru? Nazka çizgileri olarak bilinen onlarca antik devasa çizime ev sahipliği yapan arazilerin yer aldığı Peru, Kolombiya’dan kalkan bu antik uçaklar ile yakın ilişkili olabilir. Nazka çizgilerinin M.Ö. 200 yıllarında yapıldığı düşünülüyor. 200 metre genişliğinde ve gökyüzünden bakılmadan görülmesi imkansız olan bu şekillerin, çizilebilmesi de yine yüksek bir noktadan bakmadan mümkün değildir. Nazca şekillerinin görülebileceği yüksek bir dağ da bölgenin çevresinde yoktur. Çizgilerin çizildiği dönemde, bu şekilleri görebilmek için Kolombiya’nın antik uçakları gibi araçlara sahip olmaktan başka çare yoktur. Yoksa düşünün size bir sürü taş verecek kabilenin rahibi, diyecek; “200 metre genişliğinde bir maymun sembolü yap yere.” Yukarıdan görmeden yapamayacağınız için “Dalga mı geçiyorsun yahu?” der gidersiniz. Peki ya yapabilecek imkanınız olursa?


4.-Antik-Kolombiya-Uçakları.webp
 
Aydınlanma ilk olarak ateşin ortaya çıkması ve kontrol altına alınmasıyla insanların gereksinimlerinden dolayı ortaya çıkmıştır. İlk olarak ocak ateşiyle başlayan bu durum daha sonra meşale, mum ve kandil olarak kullanıllmıştır.

İlk kandil örneklerinde taş ve denizkabuğu yer almaktadır. Daha sonra yapılan pişmiş toprak kase ve çanak içerisinde, uzun süreli yanabilen bitki lifinden oluşturulmuş bir ip ve yine bitki yağlarıyla aydınlanma sağlanıyordu. Fakat bunlar elde taşınamıyordu. Bu yüzden daha sonra yapılan pişmiş toprak kandillere kulp eklenmesiyle hem taşınabilir hale geldi hemde daha yaygın kullanılmaya başlandı.

e58f591e70e93991be05f7d05b6c451c.webp Lucerna-768x512-768x445.webp
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Geri
Üst