Şaşırtıcı Gerçekler

  • Konuyu Başlatan Konuyu Başlatan deger16
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi

Manş Tüneli

Manş Denizi'nin altından geçen, İngiltere'nin Folkestone şehri ile Fransa'nın Calais şehrini birbirine bağlayan demir yolu tünelidir. 1994 yılında hizmete açılmıştır.

  • Toplam Uzunluk: Yaklaşık 50 kilometre.
  • Deniz Altındaki Bölüm: 38 kilometresi denizin tabanının yaklaşık 45 metre altından geçer. Bu özelliğiyle dünyanın "deniz altındaki en uzun tüneli" unvanına sahiptir.

🚅 2. Ulaşım Nasıl Sağlanır?

Tünelde sadece trenler hareket eder; otomobillerin kendi başlarına tünelden geçmesi mümkün değildir. İki ana ulaşım şekli vardır:

  • Eurostar (Yolcu Treni): Londra'dan binip doğrudan Paris veya Brüksel'e gitmenizi sağlayan yüksek hızlı yolcu trenidir. Bu trenle Londra-Paris arası yaklaşık 2 saat 15 dakika sürer.
  • Eurotunnel Le Shuttle (Araç Taşıma Treni): Kendi aracınızla (araba, motosiklet, otobüs veya kamyon) gitmek isterseniz bu dev vagonlara binersiniz. Aracınızı vagonun içine park edersiniz, yolculuk boyunca aracınızın içinde veya yanında beklersiniz. Bu geçiş sadece 35 dakika sürer.

🏗️ 3. Tünelin Yapısı

Tünel aslında tek bir boru değil, yan yana paralel giden 3 farklı tüpten oluşur:

  1. Güney Hattı: İngiltere'den Fransa'ya giden trenler için.
  2. Kuzey Hattı: Fransa'dan İngiltere'ye dönen trenler için.
  3. Servis Tüneli: Ortada yer alan, daha dar olan bu tünel güvenlik, bakım ve acil durum tahliyesi için kullanılır.

🌍 4. Neden Önemli?

  • Hız: Eskiden sadece feribotla saatler süren geçiş, trenle dakikalara inmiştir.
  • Hava Koşullarından Bağımsızlık: Denizdeki fırtınalar feribot seferlerini durdurabilirken, tünel ulaşımı yerin altında olduğu için hava durumundan etkilenmez.
  • Ekonomik Bağ: Avrupa ana karası ile İngiltere adasını fiziksel olarak birbirine bağlamıştır.
 
Son düzenleme:
Göbeklitepede Türk izleri mi var ?

öbeklitepe, günümüzden yaklaşık 12.000 yıl öncesine (M.Ö. 10.000) aittir. Türklerin tarih sahnesine "Türk" ismiyle çıkışı ve Orta Asya'dan Anadolu'ya geliş süreçleri ise bilimsel kronolojide çok daha sonradır. Ancak, Göbeklitepe'de bulunan bazı semboller ile Türk kültürü ve mitolojisi arasında büyüleyici benzerlikler bulan araştırmacılar mevcuttur.

İşte "Türklere ait" denilebilecek veya Türk kültürüyle bağdaştırılan o ilginç bulgular:

1. Tamgalar ve Sembol Benzerlikleri​

Göbeklitepe'deki dikili taşların üzerinde bazı piktogramlar (semboller) vardır. Bu sembollerin bir kısmı, Orta Asya'daki Türk tamgalarıyla (damgalarıyla) şaşırtıcı bir benzerlik gösterir:

  • "H" Sembolü: Göbeklitepe'deki T-sütunlarının üzerinde görülen "H" şeklindeki kabartmanın, gök ve yerin birleşimini temsil ettiği düşünülür. Bu sembolün benzerlerine binlerce yıl sonra Türk boylarının damgalarında ve halı motiflerinde rastlanmıştır.

  • Üç Çanta Sembolü: Göbeklitepe'de en üstte yan yana duran üç "çanta" figürü, Türk mitolojisindeki "Gök, Yer ve Yeraltı" üçlemesine veya Şamanizm'deki bazı ritüel nesnelerine benzetilir.

2. Şamanizm İzleri​

Göbeklitepe'de bulunan hayvan figürleri (turna, yılan, tilki) ve ayin düzeni, birçok arkeoloğa göre Şamanist bir dünya görüşünün yansımasıdır.
  • Türklerin İslamiyet öncesi inancı olan Şamanizm (Kamlık), doğa ve ruhlar üzerine kuruludur. Göbeklitepe'deki hayvanların koruyucu ruhlar olduğu teorisi, eski Türk inanç sistemiyle paralellik gösterir.

3. "Ön-Türk" Teorileri​

Bazı araştırmacılar (örneğin Kazım Mirşan gibi), Göbeklitepe'yi inşa edenlerin Orta Asya kökenli "Ön-Türkler" olduğunu savunmuşlardır. Ancak bu teori, ana akım arkeoloji dünyasında henüz somut kanıtlarla (yazıt veya genetik veri gibi) tamamen ispatlanmış değildir.

4. Coğrafi Miras​

Şu bir gerçek ki; Göbeklitepe Türkiye topraklarındadır. Bu muazzam yapı, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları içerisinde, Şanlıurfa'da yer aldığı için dünya mirası olarak bizim korumamız altındadır. Yani bu mirasın bugünkü sahibi ve temsilcisi Türklerdir.
 
Son düzenleme:
Mısırda Yaşayan Kıptiler kimlerdir?

Mısır'daki Kıptiler, ülkenin en eski yerli halkı ve Orta Doğu'nun en kalabalık Hristiyan topluluğudur. "Kıpti" kelimesi köken olarak aslında "Mısırlı" anlamına gelir.


1. Kökenleri ve İsim Anlamı

  • Kelime Kökeni: "Kıpti" kelimesi, Yunanca Mısır anlamına gelen Aigyptos kelimesinden türetilmiştir. Araplar Mısır'ı fethettiklerinde yerli halka "Kıbt" demişlerdir. Zamanla bu terim sadece Hristiyan kalan Mısırlıları tanımlamak için kullanılır hale gelmiştir.
  • Firavunların Mirasçıları: Kıptiler kendilerini antik Mısır medeniyetinin (Firavunlar döneminin) doğrudan torunları ve ülkenin asıl yerlileri olarak kabul ederler

2. Dini İnanışları

  • Kıpti Ortodoks Kilisesi: Büyük çoğunluğu bu kiliseye bağlıdır. Hristiyanlığın Mısır'a, MS 1. yüzyılda İncil yazarlarından Aziz Markos tarafından getirildiğine inanırlar.
  • İnanç Ayrılığı: 451 yılındaki Kadıköy Konsili'nde yaşanan görüş ayrılıkları nedeniyle ana Hristiyan gövdesinden (Roma ve İstanbul) ayrılmış, kendilerine özgü bir teolojik yapı (Monofizitizm) geliştirmişlerdir.
  • Paskalya ve Noel: Noel'i (Doğuş Bayramı) 25 Aralık'ta değil, Jülyen takvimine göre 7 Ocak tarihinde kutlarlar.

3. Dil ve Kültür

  • Kıptice: Antik Mısır dilinin son evresidir ve Yunan alfabesiyle yazılır. Günümüzde günlük hayatta Arapça konuşsalar da, Kıptice hala kilise ayinlerinde ve dualarda kutsal dil olarak yaşatılmaktadır.
  • Nüfus: Mısır nüfusunun yaklaşık %10'unu (10-15 milyon kişi) oluşturdukları tahmin edilmektedir.
  • Dövme Geleneği: Birçok Kıpti, Hristiyan kimliğini simgelemek amacıyla bileğinin iç kısmına küçük bir haç dövmesi yaptırır. Bu, yüzyıllardır süregelen bir aidiyet geleneğidir.

4. Önemli Bir Karışıklık: Kıpti ve Çingene

Türkçede ve bazı Balkan dillerinde "Kıpti" kelimesi bazen Çingeneler için de kullanılmıştır. Bunun nedeni, eskiden Çingenelerin Mısır'dan (Egypt) geldiğine dair yaygın bir yanlış inanıştır (İngilizcedeki Gypsy kelimesi de Egyptian kelimesinden türetilmiştir). Ancak tarihsel ve etnik olarak Mısır'ın yerli Hristiyanları olan Kıptiler ile Çingeneler arasında bir bağ yoktur.
 
Son düzenleme:

Kutsal Emanetler Nerede Bulunuyor?


Kutsal Emanetler, günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi bünyesindeki Mukaddes Emanetler Dairesi’nde (Has Oda) sergilenmektedir.

  • Bu bölüm, sarayın Enderun Avlusu'nda yer alır ve Yavuz Sultan Selim döneminden bu yana emanetlerin muhafaza edildiği özel alandır.
  • Önemli Not: 2025 yılı itibarıyla, restorasyonu tamamlanan Has Oda, en modern koruma ve sergileme teknolojileriyle ziyarete açıktır. Bazı emanetler ise (Sakal-ı Şerifler gibi) İstanbul’daki büyük camilerde (Hırka-i Şerif Camii, Eyüp Sultan gibi) bulunmaktadır.

2. İstanbul’a Nasıl Geldi? (Tarihsel Süreç)​

Emanetlerin İstanbul'a gelişi tek bir seferde değil, farklı dönemlerde gerçekleşmiştir:

  • Yavuz Sultan Selim Dönemi (En Önemli Safha): 1517 yılındaki Mısır Seferi ve Ridaniye Savaşı sonrasında Halifelik Osmanlı’ya geçtiğinde, Kahire’deki Abbasi halifeleri ve Mekke Şerifi tarafından Hz. Muhammed’e ait olan Hırka-i Saadet, sancak ve diğer emanetler Yavuz Sultan Selim’e teslim edilmiş ve İstanbul’a getirilmiştir.
  • Birinci Dünya Savaşı (Fahreddin Paşa): Medine müdafii olarak bilinen Fahreddin Paşa, İngilizlerin Medine’yi işgal etme riski üzerine, Peygamber Efendimiz’in kabrindeki değerli hediyeleri ve bazı emanetleri koruma altına almak amacıyla trenlerle İstanbul’a göndermiştir.
  • Diğer Hediyeler: Yüzyıllar boyunca İslam coğrafyasının farklı yerlerinden padişahlara hediye edilen kılıçlar, yazmalar ve kişisel eşyalarla koleksiyon genişlemiştir.

3. Koleksiyonda Neler Var?​

Has Oda’da sergilenen 600’den fazla parçanın en önemlileri şunlardır:

  • Hırka-i Saadet: Hz. Muhammed’in hırkası.
  • Sakal-ı Şerif: Peygamberimizin sakal telleri.
  • Liva-ı Şerif: Hz. Muhammed’in sancağı.
  • Hz. Muhammed’in Kılıcı, Yayı ve Ayak İzi (Nakş-ı Kadem).
  • Dört Halifeye Ait Kılıçlar: Özellikle Hz. Ali ve Hz. Ömer’in kılıçları.
  • Kabe Anahtarları ve Hacerü'l-Esved Muhafazaları.
  • Hz. Musa’nın Asası ve Hz. İbrahim’in Tenceresi.

4. Son Gelişmeler ve Modern Uygulamalar​

Son yıllarda Kutsal Emanetler ile ilgili dikkat çeken yenilikler şunlardır:

  • 7/24 Kur'an-ı Kerim Tilaveti: Yavuz Sultan Selim döneminde başlatılan gelenek günümüzde de sürdürülmektedir. Has Oda'da canlı olarak veya dijital sistemlerle kesintisiz Kur'an okunmaktadır.
  • Yüksek Teknoloji Koruma: Emanetlerin hava ile temasını kesen, nem ve ısı kontrollü özel vakumlu vitrinler kullanılmaya başlandı. Bu sayede organik materyallerin (kumaş, saç, ahşap) bozulması engellenmektedir.
  • Restorasyon Süreci: 2023-2024 yıllarında Topkapı Sarayı'nda yapılan geniş kapsamlı restorasyonla, Mukaddes Emanetler dairesinin kalem işleri ve çinileri yenilenmiş; sergileme alanı daha ferah bir yapıya kavuşturulmuştur.
  • Dijital Rehberlik: Ziyaretçiler artık QR kodlar ve çok dilli sesli rehberlerle her bir emanetin tarihçesini ve önemini detaylıca öğrenebilmektedir.

5. Nasıl Ziyaret Edilir?​

  • Ziyaret Saatleri: Salı günleri hariç haftanın her günü 09:00 - 17:30 (Müze kapanışına göre değişebilir) arası ziyaret edilebilir.
  • Giriş: Topkapı Sarayı Müzesi biletiyle girilmektedir.
 
TEI


TEI (Tusaş Motor Sanayii A.Ş.), Türkiye'nin havacılık motorları konusundaki merkez üssüdür. 1985 yılında kurulan şirket, bugün sadece parça üreten bir fabrika değil, kendi motorunu tasarlayan ve üreten dev bir teknoloji merkezine dönüşmüştür.

İşte TEI hakkında bilmen gereken tüm detaylar:

1. TEI Kimindir ve Ortakları Kimlerdir?​

TEI, bir Türk-Amerikan ortak girişimi olarak kurulmuştur ancak kontrolü Türkiye'dedir. Ortaklık yapısı şu şekildedir:

  • Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ): %50,5 (Büyük hissedar)
  • General Electric (GE): %46,2 ( ABD şirketi)
  • Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı (TSKGV): %1,9
  • Türk Hava Kurumu (THK): %1,4
Şirketin yönetim merkezi ve devasa fabrikası Eskişehir'dedir.


2. TEI Ne Üretir?​

TEI’nin faaliyetleri dört ana kolda toplanır:

  • Kendi Motorlarını Tasarlama: İHA, helikopter ve füze motorlarını sıfırdan Türk mühendislerle tasarlar.
  • Parça ve Modül Üretimi: Dünyadaki hemen hemen her iki sivil uçaktan birinde TEI imzalı bir parça vardır. Dünyanın en çok satan uçak motoru olan LEAP motoru için dünya çapındaki en büyük tedarikçidir.
  • Motor Montaj ve Test: F-16'ların motoru olan F110 motorlarının montajını ve testlerini yapar.
  • Bakım, Onarım ve Revizyon: Hem askeri hem sivil uçak motorlarının bakımını üstlenir.

3. Son Dönemdeki Büyük Başarıları ve Yerli Motorlar​

TEI, son 10 yılda "motor yapılamaz" denilen algıyı yıkarak ardı ardına milli motorları ateşledi:

  • TEI-TF6000 (Türkiye'nin İlk Turbofan Motoru): 2024 yılında ilk kez çalıştırıldı. Bu motor, KIZILELMA ve ANKA-3 gibi insansız savaş uçaklarımızda kullanılacak. Bu, Türkiye'nin "jet motoru ligine" çıktığının kanıtıdır.
  • TEI-TS1400 (İlk Milli Helikopter Motoru): Yerli genel maksat helikopterimiz GÖKBEY için geliştirildi. Test süreçleri tamamlanmak üzere ve seri üretime geçiliyor.
  • TEI-PD170 (İHA Motoru): ANKA ve AKSINNUR İHA’larına güç veriyor. Bu motor, yüksek irtifada performansıyla dünyadaki rakiplerinden (Avusturya ve Alman motorlarından) daha üstün özelliklere sahip.
  • Dünya Liderliği: TEI, havacılık yan sanayii alanında dünya genelinde "En İyi Tedarikçi" ödüllerini defalarca kazanmıştır. Özellikle 3D yazıcı teknolojisiyle (katmanlı imalat) motor parçası üretme konusunda dünyada öncüdür.

4. Neden Çok Önemli?​

Bir uçağı yapmak zordur ama onun motorunu yapmak çok daha zordur. Dünyada uçak gövdesi yapan onlarca ülke varken, uçak motoru yapabilen ülkelerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. TEI sayesinde Türkiye, motor teknolojisinde dışa bağımlılığını (ambargoları) kırma noktasına gelmiştir.
 
Tusaş ile Aselsan Arasındaki temel farklar


Türk savunma sanayiinin iki devi olan TUSAŞ ve ASELSAN, aslında birbirinin rakibi değil, bir uçağın gövdesi ile beyni arasındaki ilişki gibi birbirini tamamlayan iki stratejik ortaktır. Her ikisi de Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na (TSKGV) bağlıdır, ancak uzmanlık alanları ve üretim odakları tamamen farklıdır.



1. Ana Odak Noktası ve Platform Üretimi​

TUSAŞ (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii):TUSAŞ bir platform üreticisidir. Yani havada uçan devasa yapıların (uçak, helikopter, İHA, uydu) bizzat kendisini tasarlar ve montajlar. Eğer ortada fiziksel olarak görebildiğiniz bir hava aracı varsa (KAAN, Atak, Gökbey, Anka gibi), bu TUSAŞ’ın eseridir. TUSAŞ’ın uzmanlığı aerodinamik, yapısal gövde tasarımı, kompozit malzemeler ve uçuş mekaniğidir.

ASELSAN (Askeri Elektronik Sanayii):ASELSAN ise bir elektronik ve sistem üreticisidir. TUSAŞ’ın yaptığı o dev gövdelere "akıl" veren kurumdur. ASELSAN uçak yapmaz; uçağın içindeki radarı, telsizi, hedefleme sistemini, gece görüş kamerasını ve atış kontrol bilgisayarını yapar. Sadece hava değil; kara, deniz ve uzay araçları için de teknolojik donanım üretir.



2. Ürün Yelpazesi ve Çeşitlilik​

TUSAŞ:Ürün gamı daha çok havacılık ve uzay üzerinedir. Milli Muharip Uçak (KAAN), eğitim uçakları (Hürkuş, Hürjet), insansız hava araçları (Anka, Aksungur, Anka-3) ve uydular (Göktürk, Türksat 6A) temel ürünleridir.

ASELSAN:Ürün gamı çok daha geniştir ve sadece savunma ile sınırlı değildir. Haberleşme sistemleri, radar ve elektronik harp sistemleri, elektro-optik sistemler (kameralar), güdüm kitleri ve füze sistemlerinin yanı sıra; sivil alanda tıbbi cihazlar (MR cihazı, solunum cihazı), elektrikli araç şarj istasyonları ve sinyalizasyon sistemleri gibi çok farklı alanlarda çalışır.



3. Çalışma Sahası ve Ekosistem​

TUSAŞ:TUSAŞ’ın en büyük tesisi Ankara Kahramankazan’dadır ve burası devasa hangarlardan oluşur. Bir uçağın parçalarının birleştirildiği dev üretim hatları vardır. TUSAŞ, "bir bütünün montajını yapan ana yüklenici" rolündedir.

ASELSAN:ASELSAN daha çok yüksek teknoloji laboratuvarları, temiz odalar ve mikroçip üretim tesisleri gibi alanlarda çalışır. Bir uçağın burnuna takılacak milimetrik hassasiyetteki bir radarı veya bir tankın üzerine takılacak bir lazer sistemini geliştirmek için optik ve elektronik mühendisliğine odaklanır.


4. İş Birliği Örneğiyle Fark​

Bir ATAK Helikopteri üzerinden farkı şöyle görebilirsiniz:

  • Helikopterin gövdesini, pervanesini, kuyruğunu ve motor entegrasyonunu TUSAŞ yapar.
  • Helikopterin burnundaki termal kamerayı (FLIR), kokpitteki pilot ekranlarını, hedefleme sistemini ve telsizlerini ASELSAN yapar.
  • Yani TUSAŞ "aracı", ASELSAN ise "aracın içindeki teknolojiyi" üretir.
 
Son düzenleme:
Ankara merkezli yerli üretici Bozankaya'nın ürettiği tramvaylar hem Türkiye'de hem de Avrupa'nın çeşitli şehirlerinde aktif olarak hizmet vermekte veya teslimat aşamasındadır.

🇹🇷 Türkiye'deki Şehirler

  • Kayseri: Bozankaya'nın raylı sistemler sektörüne adım attığı ilk şehirdir. Şehirde 31 adet Bozankaya tramvayı aktif olarak yolcu taşımaktadır.
  • Kocaeli: Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Ulaştırma Bakanlığı ile yapılan anlaşmalar kapsamında üretilen tramvaylar şehirde hizmet vermektedir. Teslimatların devam etmesiyle toplam sayının 15 araca ulaşması planlanmıştır.
  • Antalya: 2020 yılında imzalanan sözleşme ile Antalya'nın şehir içi ulaşım ağında Bozankaya'nın modern ve çevreci tramvayları yerini almıştır.
  • Samsun: 2024 yılında imzalanan proje ile Samsun halkına hizmet verecek yüksek teknolojili tramvaylar üretim ve teslimat sürecine girmiştir.

🇪🇺 Avrupa ve Diğer Ülkeler

  • Romanya (Timişoara ve Yaş): Bozankaya'nın Avrupa'daki en büyük başarılarındandır. Özellikle Timişoara için üretilen, bataryasıyla 70 km menzil gidebilen tramvay "Avrupa'nın En İnovatif Firması" ödülünü kazandırmıştır. Bu şehirlerde araçlar aktif olarak çalışmaktadır.
  • Sırbistan (Belgrad): 25 araçlık sözleşme kapsamında üretilen ilk tramvaylar teslim edilmiş ve işletmeye alınmaya başlanmıştır.
  • İtalya (Napoli): Napoli şehri için üretilen 20 adet tramvayın teslimatları 2025 yılı içerisinde başlamıştır.
  • Polonya (Elblag): Şirket son olarak Polonya'nın Elblag kenti için açılan 10 adetlik tramvay ihalesini kazanmış ve Avrupa pazarındaki yerini sağlamlaştırmıştır.

🚆 Diğer Raylı Sistemler

  • Kocaeli (Gebze-Darıca): Türkiye'nin ilk yüksek teknolojili sürücüsüz metro araçları da Bozankaya tarafından üretilmiş ve bu hat için teslim edilmiştir.
  • Bangkok (Tayland): Bozankaya, Türkiye'nin ilk metro ihracatını Bangkok'a yaparak uluslararası alanda büyük bir başarı elde etmiştir.
Özetle: Bozankaya; Türkiye'de Kayseri, Kocaeli, Antalya ve Samsun'da; yurt dışında ise Timişoara, Yaş (Romanya), Belgrad (Sırbistan) ve yakında Napoli (İtalya) ile Elblag (Polonya) sokaklarında tramvaylarıyla boy göstermektedir.

  • Yeni Sözleşme: Bozankaya, 2025 yılı içerisinde Bursa'nın ulaşım altyapısını güçlendirmek amacıyla 20 adet yeni Hafif Raylı Sistem (tramvay/hafif metro) aracı üretmek üzere sözleşme imzalamıştır.
  • Kullanım Alanı: Bu yeni araçların, özellikle BursaRay hattı ile yapımı devam eden Bursa Emek-Şehir Hastanesi bağlantı hattında kullanılması planlanmaktadır.
 
Son düzenleme:
2026 yılı itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının (Umuma Mahsus/Bordo Pasaport sahipleri için) vizesiz veya sadece kimlikle giriş yapabildiği en popüler ülkelerden 20 tanesi şunlardır:

Kimlik Kartı ile (Pasaportsuz) Gidilebilen Ülkeler

Sadece yeni nesil çipli kimlik kartınızla giriş yapabileceğiniz ülkeler:

  1. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (30 gün)
  2. Azerbaycan (90 gün)
  3. Gürcistan (1 yıl)
  4. Moldova (90 gün)
  5. Sırbistan (90 gün)

Vizesiz Gidilebilen Diğer Popüler Ülkeler

  1. Bosna-Hersek: 90 gün
  2. Karadağ: 90 gün
  3. Arnavutluk: 90 gün
  4. Kuzey Makedonya: 90 gün
  5. Kosova: 90 gün
  6. Japonya: 90 gün
  7. Güney Kore: 90 gün (K-ETA kaydı gerekebilir)
  8. Tayland: 30 gün
  9. Brezilya: 90 gün
  10. Arjantin: 90 gün
  11. Katar: 90 gün
  12. Ürdün: 90 gün
  13. Fas: 90 gün
  14. Tunus: 90 gün
  15. Kazakistan: 30 gün

 
Son düzenleme:
Dubai'deki güncel vergi durumu


1. Bireysel Gelir Vergisi (Sıfır Vergi)

Dubai'nin en büyük cazibesi bireyler için hala devam etmektedir.
  • Maaşlar: Çalışanların maaşlarından herhangi bir gelir vergisi kesilmez.
  • Kişisel Kazançlar: Faiz, temettü, kira veya gayrimenkul satışından elde ettiğiniz kişisel kârlar üzerinden vergi ödemezsiniz.
  • Serbest Çalışanlar: Şahıs olarak elde ettiğiniz gelirler (şirket kurmadığınız sürece) vergilendirilmez.

2. Kurumlar Vergisi (Yeni Düzenleme)

1 Haziran 2023'te yürürlüğe giren ve 2026 yılında da uygulanan sistemde şirketler için kademeli bir vergi söz konusudur:
  • 375.000 AED'ye kadar olan kârlar: %0 (Küçük işletmeleri korumak için).
  • 375.000 AED (yaklaşık 102.000 $) üzerindeki kârlar: %9 oranında kurumlar vergisine tabidir.
  • Small Business Relief (SBR): Yıllık cirosu 3 milyon AED'nin altında olan işletmeler, 31 Aralık 2026 tarihine kadar belirli şartlarla bu vergiden muaf tutulabilmektedir.

3. KDV (Katma Değer Vergisi)

2018'den beri uygulanan KDV oranı, 2026'da da %5 olarak sabit kalmıştır.
  • Kayıt Eşiği: Yıllık cirosu 375.000 AED'yi aşan işletmelerin KDV kaydı yaptırması zorunludur.
  • İstisnalar: Temel sağlık, eğitim ve bazı toplu taşıma hizmetleri genellikle KDV'den muaftır.

3. Kira Gelir Vergisi (Sıfır Vergi)

Dubai'nin yatırımcılar için en büyük avantajlarından biri budur:
  • Vergi Oranı: %0. Dubai'deki mülkünüzü kiraya verdiğinizde elde ettiğiniz gelir üzerinden bireysel bir gelir vergisi veya kira vergisi ödemezsiniz.
 
AB'nin merkezi neden Brüksel seçildi

Coğrafi ve Siyasi Dengeler (Tarafsız Bölge)

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (1951) kurulduğunda, merkez için büyük güçler arasında ciddi bir rekabet vardı.

  • Fransa ve Almanya Rekabeti: Paris veya Bonn (o zamanki Batı Almanya başkenti) gibi şehirlerin merkez olması, diğer ülkeler tarafından "bir ülkenin hakimiyeti" olarak görülebilirdi.
  • Küçük ve Tarafsız: Belçika, Avrupa'nın iki devi olan Fransa ve Almanya'nın tam ortasında, küçük bir "tampon" ülke konumundaydı. Brüksel'in seçilmesi, büyük güçler arasındaki kıskançlığı önleyen diplomatik bir orta yol oldu.

Uzlaşmazlık ve "Geçici" Çözüm

İşin ilginç yanı, Brüksel başlarda kalıcı bir merkez olarak seçilmemişti.

  • 1950'li yıllarda üye ülkeler (Fransa, Almanya, İtalya, Benelüks) tek bir merkez üzerinde anlaşamadılar. 1958'de Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) kurulduğunda, toplantıların alfabetik sırayla üye ülkelerde yapılması bile düşünüldü.
  • Lüksemburg ve Strazburg zaten bazı kurumlara ev sahipliği yapıyordu. Brüksel, komisyon toplantıları için "geçici" bir çalışma alanı olarak önerildi. Ancak zamanla kurumlar o kadar büyüdü ve yerleşti ki, Brüksel'den taşınmak imkansız hale geldi.

Altyapı ve Lojistik Kolaylık

Brüksel, o dönemde uluslararası bir merkez olmaya en hazır şehirlerden biriydi.

  • Ulaşım: Avrupa'nın demiryolu ağlarının tam merkezindeydi.
  • Binalar: Belçika hükümeti, Avrupa kurumlarını şehirde tutmak için çok istekli davrandı ve geniş ofis alanları ile devasa binaları (Berlaymont binası gibi) hızla inşa edip tahsis etti.

Çok Dillilik ve Kültürel Yapı

Brüksel'in kendi içindeki yapısı (hem Fransızca hem Felemenkçe konuşulan çift dilli bir şehir olması), Avrupa Birliği'nin "çok kültürlü ve çok dilli" kimliğiyle mükemmel bir uyum sağladı. Bu durum, şehri farklı uluslardan gelen memurlar ve diplomatlar için ideal bir çalışma ortamı haline getirdi.


Brüksel'deki Temel AB Kurumları

Bugün Brüksel şu kritik kurumlara ev sahipliği yapar:

  • Avrupa Komisyonu: AB'nin yürütme organı (Hükümeti).
  • Avrupa Birliği Konseyi: Üye ülke bakanlarının toplandığı yer.
  • Avrupa Parlamentosu: (Çalışmalarının büyük bir kısmını burada yürütür, ancak resmi merkezi hâlâ Strazburg'dur).

İlginç Bir Not: "Gezici Sirk"

Fransa, Avrupa Parlamentosu'nun resmi merkezinin Strazburg olmasında ısrar ettiği için, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri ve çalışanları her ay Brüksel'den Strazburg'a taşınırlar. Bu durum, AB içinde hala tartışılan ve çok maliyetli olan bir gelenektir.
 
Venezuela’nın Petrol Gerçeği

Bir ülkenin dünyanın en büyük yer altı zenginliğine sahip olup nasıl dünyanın en büyük ekonomik krizlerinden birine sürüklendiğinin trajik hikayesidir.

İşte rakamlarla ve siyasi arka planıyla Venezuela petrol gerçeği:


Dünyanın En Büyük Rezervi

Venezuela, 300 milyar varilden fazla kanıtlanmış petrol rezerviyle Suudi Arabistan'ı bile geride bırakarak dünya birincisidir. Ancak bu petrolün bir "sorunu" vardır:

  • Ağır ve Kirli Petrol: Venezuela petrolü (Orinoco kuşağı), Suudi petrolü gibi "hafif ve tatlı" değildir. Katran gibi ağır, yoğun ve kükürt oranı yüksektir.
  • Yüksek Maliyet: Bu petrolü topraktan çıkarmak ve işlemek (rafine etmek) çok ileri teknoloji ve devasa yatırımlar gerektirir.

"Hollanda Hastalığı" ve Çöküşün Başlangıcı

Venezuela ekonomisi, ihracat gelirlerinin %95'inden fazlasını petrole bağlayarak "Hollanda Hastalığı"na yakalandı.

  • Üretimin Durması: Diğer tüm sektörler (tarım, hayvancılık, sanayi) ihmal edildi. Her şey ithal edilmeye başlandı.
  • Fiyat Şoku: 2014 yılında petrol fiyatları varil başına 100 dolardan 30 dolarlara düşünce, ülkenin tüm nakit akışı kesildi ve hiperenflasyon süreci başladı.

PDVSA: Bir Dev Devriliyor

Ülkenin kamu petrol şirketi olan PDVSA, bir zamanlar dünyanın en verimli şirketlerinden biriydi. Ancak:

  • Liyakatsizlik: Teknik uzmanların yerine siyasi sadakati olan isimler getirildi.
  • Bakımsızlık: Petrol gelirleri altyapıya yatırılmak yerine sosyal yardımlara ve siyasi harcamalara aktarıldı. Sonuçta kuyular bakımsızlıktan çöktü, rafineriler patladı. 2000'lerin başında günlük 3,5 milyon varil olan üretim, bugün 1 milyon varilin altına (zaman zaman 500 bine kadar) düştü.

ABD Ambargosu ve Jeopolitik

ABD, Maduro hükümetini devirmek amacıyla Venezuela petrolüne ağır yaptırımlar uyguladı.

  • Müşteri Kaybı: Venezuela petrolünün en büyük alıcısı olan ABD rafinerileri kapılarını kapattı.
  • Teknoloji Kesintisi: Ağır petrolü işlemek için gereken "seyreltici" maddelerin dışarıdan alınması engellendi. Bu durum Venezuela'yı Çin, Rusya ve İran gibi müttefiklerine daha çok yaklaştırdı.

2026'daki Durum: Geri Dönüş Mümkün mü?

Bugün (2026), küresel enerji krizleri ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası enerji dengelerinin değişmesiyle Batı, Venezuela petrolüne yeniden ihtiyaç duymaya başladı.

  • Chevron Faktörü: ABD, kendi şirketi Chevron'a sınırlı üretim izni vererek Venezuela petrolünü sisteme dahil etmeye çalışıyor.
  • Altyapı Enkazı: Ancak yer altındaki petrolün tekrar verimli bir şekilde çıkarılabilmesi için yaklaşık 200-300 milyar dolarlık bir yatırım ve yıllar sürecek bir onarım süreci gerektiği tahmin ediliyor.
 
Son düzenleme:
Mısır Kraliçesi Kleopatra gerçekten Mersin (Tarsus’a) geldi mi?

Buluşmanın Tarihi ve Nedeni (M.Ö. 41)

Mısır Kraliçesi Kleopatra ile Romalı General Mark Antony, M.Ö. 41 yılında Tarsus’ta buluşmuşlardır.

  • Siyasi Sebep: Antony, Julius Caesar'ın ölümünden sonra Roma'nın doğu eyaletlerini yönetiyordu ve Kleopatra’nın desteğine (Mısır'ın zenginliğine ve donanmasına) ihtiyacı vardı.
  • Kleopatra'nın Stratejisi: Kleopatra ise hem tahtını korumak hem de Roma üzerinde güç sahibi olmak istiyordu.

Efsanevi Giriş: Cydnus (Berdan) Çayı

Kleopatra, Tarsus’a o dönemde denize bağlantısı olan Cydnus Çayı (bugünkü Berdan Çayı) üzerinden muazzam bir gemiyle gelmiştir.

  • Tarihçi Plutarkhos’un anlatımına göre: Geminin yelkenleri mordu, kıç tarafı altındandı ve kürekleri gümüştendi. Kleopatra, bir Venüs heykeli gibi giyinmiş, etrafındaki hizmetçiler ise Cupid (aşk tanrısı) kılığındaydı.
  • Bu gösterişli giriş, General Antony'yi o anda etkilemiş ve büyük bir aşkın temelleri burada atılmıştır.

Tarsus’taki İz: Kleopatra Kapısı

Bugün Tarsus’un merkezinde dimdik ayakta duran meşhur Kleopatra Kapısı, bu ziyaretin en somut kanıtıdır.

  • Aslında bu kapı, o dönemdeki şehir surlarının limana açılan ana kapısıydı.
  • Kleopatra gemisinden inip şehre bu kapıdan girdiği için halk arasında adı "Kleopatra Kapısı" olarak kalmıştır. Evliya Çelebi de seyahatnamesinde bu kapıdan "İskele Kapısı" olarak bahseder.

Neden Tarsus?

O dönemde Tarsus, Kilikya eyaletinin başkentiydi ve Atina, İskenderiye gibi şehirlerle yarışacak düzeyde bir felsefe, kültür ve ticaret merkeziydi. Yani bu buluşma rastgele bir kasabada değil, dünyanın o dönemki en önemli metropollerinden birinde gerçekleşti.


Bugün Tarsus'ta Görebilecekleriniz

Eğer Tarsus'a giderseniz bu hikayenin izini şu duraklarda sürebilirsiniz:

  1. Kleopatra Kapısı: Şehrin tam merkezinde.
  2. Antik Yol: Kleopatra ve Antony'nin yürüdüğü bazalt taşlı Roma yolu.
  3. Tarsus Şelalesi: O meşhur girişin yapıldığı su yolunun bir parçası.
 
Son düzenleme:
Agatha Christie’nin İstanbul seyahatleri neden yapmıştır?

Doğu Ekspresi (Orient Express) Tutkusu

Agatha Christie, 1920’li ve 30’lu yıllarda Avrupa ile İstanbul arasında sefer yapan efsanevi Doğu Ekspresi ile seyahat etmeyi çok seviyordu. O dönemde bu tren, lüksün ve maceranın simgesiydi. Christie, arkeolog olan ikinci eşi Max Mallowan’ın Irak ve Suriye’deki kazı çalışmalarına katılmak için sık sık bu treni kullanmış, İstanbul’u da bu uzun yolculukların en önemli durak noktası ve aktarma merkezi olarak seçmiştir.

Doğu Ekspresi’nde Cinayet

Christie’nin İstanbul’a gelişinin en somut meyvesi, dünya edebiyatının en ünlü polisiye romanlarından biri olan **"Doğu Ekspresi'nde Cinayet"**tir.

  • Yazım Süreci: Yazarın bu kitabın bir kısmını veya taslaklarını, 1932-1933 yıllarında İstanbul’daki meşhur Pera Palas Otel’de konakladığı sırada yazdığı kabul edilir.
  • 411 Numaralı Oda: Christie, otelin 411 numaralı odasında kalmıştır. Günümüzde bu oda "Agatha Christie Odası" olarak korunmakta ve yazarın hatıralarını barındırmaktadır.

Egzotik Atmosfer ve İlham Arayışı

İstanbul, o yıllarda Batılı yazarlar için "Doğu’nun gizemli kapısı" olarak görülüyordu. Pera Palas’ın kozmopolit yapısı, casusların, diplomatların ve zengin gezginlerin uğrak yeri olması, Christie’nin kurguladığı dedektiflik hikayeleri için mükemmel bir atmosfer sunuyordu.

Kayıp 11 Gün ve İstanbul Efsanesi

1926 yılında İngiltere'de 11 gün boyunca kaybolduğu olayla ilgili olarak yıllar sonra ortaya atılan bir iddia, İstanbul bağlantısını daha da gizemli kılmıştır.

  • Medyum Tamara Rand, yazarın bu kayıp günlerinin sırrının Pera Palas’taki odasında gizli bir anahtarda olduğunu iddia etmişti.
  • Yapılan araştırmalarda 411 numaralı odanın eşiğinde gerçekten eski bir anahtar bulunmuş, ancak bu anahtarın gizemi tam olarak çözülememiştir.

Özetle: Agatha Christie İstanbul’a hem eşinin kazılarına eşlik etmek hem de Doğu Ekspresi’nin büyüleyici atmosferini deneyimlemek için gelmiş; bu ziyaretler sonucunda dünya edebiyatına "Doğu Ekspresi'nde Cinayet" gibi bir başyapıt bırakmıştır.
 
Son düzenleme:
İran'da Ali Hamaney’in gücü

Modern dünyadaki devlet başkanları veya cumhurbaşkanları ile kıyaslanamayacak kadar büyüktür. İran anayasasına göre Hamaney, "Dini Lider" (Velayet-i Fakih) sıfatıyla devletin mutlak hakimidir.

Silahlı Kuvvetlerin Mutlak Komutanı

Hamaney, sadece ordunun değil, İran’ın en güçlü askeri ve ekonomik yapısı olan Devrim Muhafızları Ordusu’nun (Sipah-i Pasdaran) da başkomutanıdır.

  • Savaş ve barış ilan etme yetkisi sadece ondadır.
  • İstihbarat birimlerinin ve özel operasyon gücü olan Kudüs Gücünün stratejilerini o belirler.

Yargı ve Denetim Mekanizması

İran’da "sandıktan kim çıkarsa çıksın", Hamaney’in onaylamadığı hiçbir şey kanunlaşamaz.

  • Anayasa Koruma Konseyi: Bu konseyin üyelerinin yarısını doğrudan Hamaney atar. Bu konsey, seçimlere kimlerin katılabileceğine karar verir. Yani Hamaney'in istemediği birinin aday olması bile imkansızdır.
  • Yargı Başkanı: Yargı erkini yöneten kişiyi doğrudan o atar.

Ekonomik İmparatorluk (Vakıflar)

Hamaney, sadece siyasi değil, devasa bir ekonomik gücü de yönetir. "Setad" gibi milyarlarca dolarlık bütçeye sahip, denetlenemeyen dev vakıflar doğrudan onun emrindedir. Bu vakıflar inşaattan petrole, telekomünikasyondan gıdaya kadar her sektörde devasa pay sahibidir. Bu para gücü, kendisine sadık kitleleri beslemesini sağlar.

"Hata Yapmaz" Kabul Edilen Dini Statü

Şii inancındaki "Velayet-i Fakih" teorisine göre Hamaney, "Gayp"taki imamın yeryüzündeki temsilcisi gibi görülür. Bu da onun siyasi kararlarının sadece birer "politika" değil, dini birer "emir" (fetva) olarak algılanmasına neden olur. Onu eleştirmek, hukuki olarak "Allah'a karşı gelmek" suçuyla eşdeğer tutulabilir.

Özetle Güç Dengesi:

İran'da bir Cumhurbaşkanı vardır (hükümeti yönetir) ama o sadece bir icra memuru gibidir. Stratejik kararlar (nükleer program, dış politika, askeri müdahaleler) tamamen Hamaney’in iki dudağının arasındadır.

İlginç Bir Bilgi: Hamaney, 1989'dan beri bu koltukta oturuyor. Bu süre zarfında birçok Cumhurbaşkanı değişti ama sistemin tepesindeki tek isim o kaldı.
 
Mısır'ın yeni gururu olan Büyük Mısır Müzesi (GEM )

Sadece Mısır'ın değil, dünyanın en önemli kültürel projelerinden biridir. Gize Piramitleri'nin hemen yanı başında bulunan bu devasa yapı, "tek bir medeniyete adanmış dünyanın en büyük müzesi" unvanına sahiptir.


Ne Zaman Yapılmaya Başlandı?

  • Yarışma ve Temel Atma: Müze için uluslararası tasarım yarışması 2002 yılında yapıldı.
  • İnşaat Başlangıcı: İnşaat çalışmaları 2005 yılında başladı. Ancak 2011'deki Arap Baharı, sonrasındaki ekonomik dalgalanmalar ve pandemi nedeniyle açılış süreci defalarca ertelendi.
  • Durum: 2024 sonu ve 2025 başı itibarıyla müzenin ana salonları ve meşhur merdivenleri ziyarete açıldı; tam kapasite açılışı ise büyük bir devlet töreniyle gerçekleşti.

Kaç Paraya Mal Oldu?

Müzenin maliyeti başlangıçta öngörülen rakamların çok üzerine çıktı.
  • Toplam Maliyet: Yaklaşık 1.1 Milyar Dolar (bazı kaynaklara göre ek çevre düzenlemeleriyle birlikte 1.5 milyar dolara yaklaşmıştır).
  • Finansman: Projenin büyük bir kısmı Japon Uluslararası İşbirliği Ajansı (JICA) tarafından sağlanan düşük faizli kredilerle finanse edildi.

Müzenin Özellikleri

  • Konum: Gize Piramitleri'ne sadece 2 kilometre uzaklıktadır. Müze ile piramitler arasında ziyaretçilerin geçiş yapabileceği özel bir koridor/park alanı tasarlanmıştır.
  • Büyüklük: Yaklaşık 500.000 metrekarelik bir alana yayılmıştır.
  • Giriş (II. Ramses): Müze girişinde ziyaretçileri 3.200 yıllık, 11 metre boyunda ve 83 ton ağırlığındaki devasa II. Ramses Heykeli karşılar. Heykel, müze binası daha tamamlanmadan yerine yerleştirilmiş ve bina onun etrafına inşa edilmiştir.
  • Mimari: Binanın cephesi, ikonik piramit formuna atıfta bulunan devasa üçgen motiflerle süslenmiştir.

İçinde Neler Var?

Müze yaklaşık 100.000 parçalık devasa bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor:
  • Tutankamon Koleksiyonu (Müzenin Yıldızı): Genç firavun Tutankamon'a ait 5.000'den fazla parça ilk kez bir arada sergileniyor. Bu koleksiyonun içinde meşhur altın maske, altın tabutlar, arabalar ve kıyafetler yer alıyor.
  • Büyük Merdiven (Grand Staircase): 60'tan fazla devasa firavun heykeli ve lahitin kronolojik olarak dizildiği, tırmanırken tarihte yolculuk yaptığınız dev bir alan.
  • Güneş Tekneleri: Keops Piramidi'nin yanından çıkarılan ve binlerce yıllık olan antik ahşap tekneler, özel teknolojik imkanlarla GEM bünyesine taşındı ve burada sergileniyor.
  • Çocuk Müzesi ve Restorasyon Merkezi: Müze bünyesinde dünyanın en gelişmiş antik eser restorasyon laboratuvarlarından biri bulunuyor.


 
Geri
Üst