Türkiyede yastık altınları neden ekonomiye katamıyor?
Türkiye’de yastık altı altın miktarının yaklaşık
3.500 ile 5.000 ton arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu, bugünkü değerle
300-400 milyar dolar gibi devasa bir kaynağın atıl durumda olması demek.
Devletin son yıllarda çıkardığı "Altın Tahvili", "Kuyumcu Altın Değerleme Sistemi (KAD-SIS)" ve "Altın Dönüşümlü KKM" gibi projelere rağmen halkın bu altınları bankaya yatırmamasının arkasında çok derin
psikolojik, kültürel ve ekonomik nedenler yatıyor:
1. Güven ve "Likidite" Korkusu
Türk insanı için altın, "kara gün dostu"dur.
- Fiziki Erişim: Altınını yastık altında tutan kişi, ona her an dokunabilmek ve savaş, doğal afet veya ekonomik kriz anında anında cebine atıp çıkabilmek ister.
- Sistem Riski: Geçmişteki bankacılık krizleri (1994, 2001) nedeniyle halkın bir kesimi, "Bankadaki altına devlet el koyar mı?" veya "İstediğim an fiziki olarak geri alabilir miyim?" kaygısını hala taşıyor.
2. Kültürel Bağ ve Takı Geleneği
Yastık altındaki altının büyük bir kısmı külçe veya çeyrek altın değil;
bilezik, kolye ve set halindedir.
- İşçilik Kaybı: Bir kadın kolundaki bileziği bankaya yatırmak istediğinde, banka bunu "has altın" değerinden alır. Bu durumda vatandaş, bileziği alırken ödediği %10-20'lik "işçilik maliyetini" çöpe atmış olur.
- Manevi Değer: Düğün takıları veya aile yadigarı altınlar, sadece bir yatırım aracı değil, bir anı ve statü sembolüdür. Bankada bir dijital rakam olarak görünmesi aynı tatmini sağlamaz.
3. Kayıt Dışı Kalma İsteği
Yastık altındaki altın, devletin veya sistemin görmediği bir servettir.
- Vergi ve Takip: Bazı kesimler, mal varlığının net olarak bilinmesini istemez. Boşanma davaları, icra takipleri veya vergi incelemeleri gibi durumlarda yastık altındaki altına ulaşılamaz olması bir "güvenli liman" algısı yaratır.
4. Alternatif Getirilerin Düşüklüğü
Altın mevduat hesapları genellikle çok düşük faiz/kar payı verir.
- "Altın Zaten Artıyor": Vatandaş şöyle düşünür: "Altın zaten dolar bazında ve TL bazında değer kazanıyor. Bankaya verip risk alacağıma, evde dursun zaten kendi kendine değerleniyor." Bankanın verdiği %1-2'lik ek getiri, fiziki altından vazgeçmek için yeterli bir motivasyon sağlamıyor.
5. Dini Hassasiyetler
Muhafazakar kesimin bir kısmı, bankacılık sistemine (faiz endişesiyle) hala mesafeli durabiliyor. Katılım bankaları bu algıyı kırmak için çalışsa da, altının "elde" olması dini açıdan daha "garanti" bir mülkiyet olarak görülüyor.
Çözüm İçin Ne Yapılıyor?
2025 itibarıyla devlet, vatandaşın bu korkularını yenmek için şu modelleri deniyor:
- Fiziki Geri Ödeme Garantisi: Bazı bankalar, yatırılan altını vade sonunda "gram" olarak değil, darphane altını (çeyrek, yarım vb.) olarak geri alma garantisi veriyor.
- Kuyumcu Odaklı Toplama: Vatandaşın bankadan ziyade güvendiği mahalle kuyumcusu aracılığıyla sistemi işletmeye çalışıyorlar (KAD-SIS).
Sonuç olarak; Türkiye’de altın sadece bir yatırım aracı değil, bir
"finansal özgürlük ve güvenlik" sembolüdür. Bu algı yıkılmadığı sürece, yastık altı altınların sisteme girişi sadece sınırlı bir seviyede kalacaktır.