Türkiye Ekonomi Haberleri

HasanTürk

WT Moderatör
Mesajlar
7,660
Puanlar
16,907
Yaş
42
Konum
Adana
Türkiye ve 🇰🇷 Güney Kore, ekonomik işbirliğine 🤝odaklandı...

✔️ Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'ın Türkiye'ye gerçekleştirmesi beklenen ziyaretinde, enerjiden ⚡️ savunma ⚙️ sanayisine, ulaştırmadan 🛫yüksek teknolojiye 🦾 birçok konunun ele alınması öngörülüyor.

✔️ İki ülke arasındaki ticaret hacmi, geçen yıl 10,2 milyar dolar 💵 oldu.

20251123_133016.webp
 
Türkiyede yoksulluk sınırı ne durumda


Türkiye'de yoksulluk sınırı, 2025 yılı boyunca enflasyon ve hayat pahalılığındaki artışla birlikte tarihi zirvelerini gördü. Aralık 2025 itibarıyla veriler, bir hanenin insanca yaşayabilmesi için gereken maliyetin 100 bin TL sınırına dayandığını gösteriyor.

İşte TÜRK-İŞ ve İstanbul Planlama Ajansı (İPA) gibi kurumların en güncel (Kasım/Aralık 2025) verileriyle yoksulluk tablosu:

📊 2025 Sonu Güncel Rakamlar​

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi ve temel ihtiyaçlarını (kira, fatura, ulaşım, eğitim) karşılayabilmesi için gereken tutarlar şöyledir:

  • Yoksulluk Sınırı: Yaklaşık 97.159 TL (TÜRK-İŞ verisi).
  • Açlık Sınırı: Yaklaşık 29.828 TL (Sadece sağlıklı mutfak harcaması).
  • Bekâr Bir Çalışanın Yaşam Maliyeti: 38.752 TL.
  • İstanbul'un Yaşam Maliyeti: İPA verilerine göre İstanbul'da 4 kişilik bir ailenin aylık maliyeti 106.000 TL'yi aşmış durumdadır.

🔍 Temel Tespitler ve Nedenler​

  1. Barınma ve Kira Krizi: Özellikle büyükşehirlerde kiraların asgari ücret seviyelerini aşması, yoksulluk sınırındaki yükselişin ana motoru oldu.
  2. Mutfak Enflasyonu: 2025 Kasım ayı itibarıyla yıllık mutfak enflasyonu %45'i geçti. Gıda fiyatlarındaki bu artış, en alt gelir grubunun bütçesini tamamen gıdaya ayırmasına neden oluyor.
  3. Hanehalkı Geliri: Artık bir evde iki kişinin asgari ücretle çalışması bile haneyi "yoksulluk sınırı"nın yarısına ulaştırmaya yetmiyor (2 x 22.104 = 44.208 TL).

🛡️ Özet​

Türkiye'de 2025 yılı, "çalışan yoksulluğu"nun derinleştiği bir yıl oldu. Toplumun geniş bir kesimi kağıt üzerinde "yoksul" (yoksulluk sınırı altı) kategorisine girerken, asgari ücretle geçinenler "açlık sınırı" ile mücadele eder hale geldi.
 
Türkiyede yastık altınları neden ekonomiye katamıyor?

Türkiye’de yastık altı altın miktarının yaklaşık 3.500 ile 5.000 ton arasında olduğu tahmin ediliyor. Bu, bugünkü değerle 300-400 milyar dolar gibi devasa bir kaynağın atıl durumda olması demek.

Devletin son yıllarda çıkardığı "Altın Tahvili", "Kuyumcu Altın Değerleme Sistemi (KAD-SIS)" ve "Altın Dönüşümlü KKM" gibi projelere rağmen halkın bu altınları bankaya yatırmamasının arkasında çok derin psikolojik, kültürel ve ekonomik nedenler yatıyor:


1. Güven ve "Likidite" Korkusu​

Türk insanı için altın, "kara gün dostu"dur.

  • Fiziki Erişim: Altınını yastık altında tutan kişi, ona her an dokunabilmek ve savaş, doğal afet veya ekonomik kriz anında anında cebine atıp çıkabilmek ister.
  • Sistem Riski: Geçmişteki bankacılık krizleri (1994, 2001) nedeniyle halkın bir kesimi, "Bankadaki altına devlet el koyar mı?" veya "İstediğim an fiziki olarak geri alabilir miyim?" kaygısını hala taşıyor.

2. Kültürel Bağ ve Takı Geleneği​

Yastık altındaki altının büyük bir kısmı külçe veya çeyrek altın değil; bilezik, kolye ve set halindedir.

  • İşçilik Kaybı: Bir kadın kolundaki bileziği bankaya yatırmak istediğinde, banka bunu "has altın" değerinden alır. Bu durumda vatandaş, bileziği alırken ödediği %10-20'lik "işçilik maliyetini" çöpe atmış olur.
  • Manevi Değer: Düğün takıları veya aile yadigarı altınlar, sadece bir yatırım aracı değil, bir anı ve statü sembolüdür. Bankada bir dijital rakam olarak görünmesi aynı tatmini sağlamaz.

3. Kayıt Dışı Kalma İsteği​

Yastık altındaki altın, devletin veya sistemin görmediği bir servettir.

  • Vergi ve Takip: Bazı kesimler, mal varlığının net olarak bilinmesini istemez. Boşanma davaları, icra takipleri veya vergi incelemeleri gibi durumlarda yastık altındaki altına ulaşılamaz olması bir "güvenli liman" algısı yaratır.

4. Alternatif Getirilerin Düşüklüğü​

Altın mevduat hesapları genellikle çok düşük faiz/kar payı verir.

  • "Altın Zaten Artıyor": Vatandaş şöyle düşünür: "Altın zaten dolar bazında ve TL bazında değer kazanıyor. Bankaya verip risk alacağıma, evde dursun zaten kendi kendine değerleniyor." Bankanın verdiği %1-2'lik ek getiri, fiziki altından vazgeçmek için yeterli bir motivasyon sağlamıyor.

5. Dini Hassasiyetler​

Muhafazakar kesimin bir kısmı, bankacılık sistemine (faiz endişesiyle) hala mesafeli durabiliyor. Katılım bankaları bu algıyı kırmak için çalışsa da, altının "elde" olması dini açıdan daha "garanti" bir mülkiyet olarak görülüyor.


🏗️ Çözüm İçin Ne Yapılıyor?​

2025 itibarıyla devlet, vatandaşın bu korkularını yenmek için şu modelleri deniyor:

  • Fiziki Geri Ödeme Garantisi: Bazı bankalar, yatırılan altını vade sonunda "gram" olarak değil, darphane altını (çeyrek, yarım vb.) olarak geri alma garantisi veriyor.
  • Kuyumcu Odaklı Toplama: Vatandaşın bankadan ziyade güvendiği mahalle kuyumcusu aracılığıyla sistemi işletmeye çalışıyorlar (KAD-SIS).
Sonuç olarak; Türkiye’de altın sadece bir yatırım aracı değil, bir "finansal özgürlük ve güvenlik" sembolüdür. Bu algı yıkılmadığı sürece, yastık altı altınların sisteme girişi sadece sınırlı bir seviyede kalacaktır.
 
2025 yılında Türkiye ekonomisi nasıl geçti

2025 yılı Türkiye ekonomisi için "Büyük Dengelenme" yılı olarak hafızalara kazındı. 2023 seçimleri sonrası başlayan rasyonel politikalara dönüş sürecinin meyvelerinin toplandığı, ancak vatandaş için "geçim derdinin" en sert hissedildiği yıllardan biri oldu.
İşte 2025 ekonomisinin 5 temel başlıkta özeti:

1. Enflasyonla Mücadele ve "Dezenflasyon" Süreci​

2025 yılı, enflasyonun belinin kırılmaya başlandığı yıl oldu. 2024'teki %75'li zirvelerden sonra, 2025 sonu itibarıyla yıllık enflasyon %25-%30 bandına kadar geriledi.
  • Hissedilen Enflasyon: Kağıt üzerindeki rakamlar düşse de, gıda ve kira fiyatlarındaki yüksek seviyeler halkın alım gücünü baskılamaya devam etti.
  • Baz Etkisi: Düşüşün büyük bir kısmı, önceki yılın yüksek rakamlarının devreden çıkmasıyla (baz etkisi) sağlandı.

2. Para Politikası: "Sıkı Duruş" Devam Etti​

Merkez Bankası, 2025'in büyük bölümünde faiz oranlarını yüksek seviyelerde (Politika faizi %40-45 bandı) tutmaya devam etti.
  • Mevduat Faizi: Türk Lirası mevduat faizlerinin cazip kalması, dövize olan talebi sınırladı.
  • Kredi Muslukları: Kredi faizlerinin çok yüksek olması sebebiyle konut ve araç satışları 2025'te tarihsel olarak düşük seviyelerde seyretti. "Krediyle mal alma" dönemi yerini "nakit gücü" dönemine bıraktı.

3. Döviz Kuru ve "Yatay Seyir"​

Dolar/TL kuru, 2024'teki hızlı yükselişinin aksine 2025'te daha kontrollü ve enflasyonun altında bir artış sergiledi.
  • Dolarizasyonun Kırılması: KKM (Kur Korumalı Mevduat) sisteminden çıkış büyük oranda tamamlandı ve yatırımcılar TL mevduat ile borsaya yöneldi.
  • Rezervler: Merkez Bankası'nın brüt ve net rezervlerinde belirgin bir iyileşme gözlendi, bu da piyasaya güven verdi.

4. İş Dünyası ve İstihdamda "Soğuma"​

Yüksek faiz ve düşük iç talep, şirketleri zorladı.
  • Büyüme: Türkiye ekonomisi 2025'te yaklaşık %2,5 - %3 civarında büyüyerek, önceki yılların agresif büyüme rakamlarının gerisinde kaldı.
  • Konkordatolar: Finansmana erişimde zorlanan bazı KOBİ'lerde zorlanmalar ve konkordato ilanlarında artış görüldü.
 
Tamamen güvensizlik başka bir şey değil
  • Vergi ve Takip: Bazı kesimler, mal varlığının net olarak bilinmesini istemez. Boşanma davaları, icra takipleri veya vergi incelemeleri gibi durumlarda yastık altındaki altına ulaşılamaz olması bir "güvenli liman" algısı yaratır.
bunun etkisi de halk nazarında oldukça yüksek
 
Geri
Üst